evden eve nakliyat, araç kiralama

GAYTANCIOĞLU TARIM BAKANI PAKDEMİRLİ’YE SORDU

GAYTANCIOĞLU TARIM BAKANI PAKDEMİRLİ’YE SORDU

EFSANE BAŞKAN ADAY OLMAYACAK

EFSANE BAŞKAN ADAY OLMAYACAK

Hesapsız, kitapsız yapılan projenin akibeti belli değil!

Hesapsız, kitapsız yapılan projenin akibeti belli değil!

BUGÜN FİDAN YARIN NEFES PROJESİNDEN İLÇEMİZE  8500 FİDAN DİKİLDİ

BUGÜN FİDAN YARIN NEFES PROJESİNDEN İLÇEMİZE 8500 FİDAN DİKİLDİ

AKBULUT “MUHTARLARIMIZIN TOPLULAŞTIRMADAN  DOLAYI GELEN ŞİKAYETLERİNİ İVEDİLİKLE ÇÖZÜYORUZ”

AKBULUT “MUHTARLARIMIZIN TOPLULAŞTIRMADAN DOLAYI GELEN ŞİKAYETLERİNİ İVEDİLİKLE ÇÖZÜYORUZ”

İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZER
  • AhmetAcaroglu
    • Ahmet Acaroglu
    • yeniadalet@yahoo.com
    • 25 Eylül 2019 - 11:11:12

İnsanı yaşadığı çevreden ayrı düşünemeyiz. İklim ve coğrafyayı tanımadan yapılacak karakter tahlilleri bireyler hakkında yanlış yorumlara sürükler bizi. Edip Cansever bir şiirinde “İnsan yaşadığı yere benzer, O yerin suyuna,o yerin toprağına benzer.”dizeleriyle bu gerçeğin şiirsel anlatımına götürür bizi.
Bireyi yoğurup var eden, kişiliğimizi şekillendirip bizi cemiyetin bir öznesi haline dönüştüren içinde yaşadığımız çevre, muhatap olduğumuz insan ilişkileridir. Çevre dediğimizde sadece çekirdek aileyi değil, geniş anlamıyla aidiyet hissettiğimiz tüm kollektifleri, kültür dediğimiz tüm ortak değerleri kastediyorum.T abiatın, coğrafyanın, iklimin üzerimizdeki etkisini inkar edebilir miyiz?
Orta Asya’da yaşayan Türkler çekik gözlü, çekik kaşlı, daha kısa boylu, daha şişmandırlar bize göre. Çünkü yaşadıkları bölge dağlarla çevrili, iklim soğuktur. Türkler batıya geldikçe denizlerle karşılaşmış, sıcak iklimle tanışmış, başka halklar ve kültürlerle etkileşim yaşamışlardır.
“Mendilimde Kan Sesleri” şiirinde Edip Cansever Ahmet abisiyle paylaşır duygularını, adeta onunla söyleşir. Bir arkadaşımın dikkatini çekmiş şiirin bu dizeleri. “Abi” dedi ve bir soru sordu telefonun öbür ucundan;” Yaşadığımız yer Uzunköprü. Sence şair hayatta olsaydı bizi, ya da yaşadığımız bu toprağı neye benzetir, nasıl tanımlardı?”
Bir sınavda sorulsa bu soru, cevap ararken beyin kısa devre yapabilir. Çünkü şairi iyi tanımadan, düşünce dünyasını, sanatının sırlarını iyice kavramadan onun adına konuşmak doğru değil. Artık aramızda olmadığı için ona sormak da mümkün olmadığına göre kendimce bir şeyler söyledim telefonda. “Bak arkadaşım”, dedim; ”bir kere bu soruyu öncelikle, Uzunköprü’müzün yönetiminde söz ve yetki sahibi olan kurumların başkan ve yöneticileri kendilerine sormalı, cevaplarını aramalı,Üniversitemiz de bilimsel katkı sunmalıdır. Çünkü meselenin felsefi, ekonomik, sosyal ve siyasi bir çok boyutu vardır. Ben çok şeyin olumsuz şekilde değiştiğini görüyor, üzülüyorum. Yaşadığımız yere bakıyorum; toprağı bereketli, suyu bol. Eskiler bir denizin üzerinde oturduğumuzu söylerlerdi. Taşı diksen yeşerecek denilen ovamızın can damarı Ergene artık zehir akıyor. Plansız kentleşme ve bilinçsiz sanayileşme tarım alanlarını betonlaştırmaya, bozulan iklim dengeleri ekolojik hayatı tehdit etmeye, topraklarımızı çölleştirmeye devam ediyor.
Ben bir esnaf çocuğu olarak büyüdüm. Çarşının elli yıllık geçmişinin tanığıyım. Mazide kalan o esnaf dayanışmasını özlüyorum mesela. Herkes birbirini tanır, birbirine hayırlı işler dileyerek açardı dükkanlarını. Cuma namazına giderken kapıya bir tabure koymak güvenlik için yeterliydi. Cıvıl cıvıldı Gazi caddesi, ta Postane’ye kadar. Mutluydu insanlar. Peki ne oldu bize? Örgütlü Ticaret Odamız, Borsa’mız var bugün ama birlik beraberliğimiz yok. Kapitalizm bir başka dünya dayattı bize, bencilleştirdi iş adamlarını, siyaset ve ideolojiler birliğimizin mayasını bozdu. Evet ne oldu bize? Daha doğrusu biz neye benziyoruz? Ne tarım toplumu özelliğimizi sürdürebildik, ne de sanayi toplumu olabildik! Eğitim kalitemiz yerlerde.
Eskiden; ”Biz bize benzeriz.” diye övünürdük. Bugün, ”Biz kime benziyoruz?” diye sorar olduk. Edip Cansever, eğer yaşıyor olsaydın ben de sana bir soru sormak isterdim: Bizim havamız da, suyumuz da, toprağımız da kirlendi. Düşüncemiz, vicdanımız, felsefemiz, ahlakımız kokuşmuş.
Sen söyle o zaman ; ”kim kime benzedi evvel zaman içinde, daha da önemlisi, önce kim kirlendi?”
Bu yazının sonuna Lübnan’lı şair Halil Cibran’dan bir paragraf eklemezsem içim rahat etmeyecek. İnsan ruhunun ve insanlık onurunun katili materyalizm ve kapitalizm için daha başka ne denilebilir ki?
“Ey kavmim… Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın. Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın. Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin. Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin. Hazreti Hüseyin’in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun. Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.”Ahmet Acaroğlu

  • Etiketler
  • Yorumla

ANKET

Sitem nasıl?

Fotoğraf Albümleri
Video Galerileri
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz